Ben 19.Şubatta doğmuşum. Bazı yıldız falları KOVA burcunun sonu, bazıları da BALIK burcunun başında gösteriyor,19.Şubatı….
Bense kendimi KOVADA BALIK gibi hissediyorum. Ne yüzüp gidip denizlere, oradan okyanuslara açılabiliyorum. Ne de kovalara sığabiliyorum. Yıldız falları ne kadar doğrudur, ben hangi burçtanım, onu da tam bilmem. Falım karakterimi yansıtır mı? Yükselen burcum var mı, nedir onu da bilmem.
Bu yaş günümde kova devrildi. Balık Antalya Körfezi’nden uçtu. Marmara’ya, İstanbul Boğazı’na, oradan Atlas Okyanusu’na, Meksika Körfezine kondu. Yabancı sularda yüzmeye başladı. Olay hep yaşgünü meselesiyle başladı.
Gelelim yaşgünü meselesine… Yaşgünü falan bilmezdik biz, çocukluğumuzda. Yetiştiğimiz çevrede de bilinmezdi. Ya da bilenler vardı da bizim onlardan haberimiz mi, yoktu?
Benim çocukluğumun geçtiği Ortaklar o zamanki idari bölünmeye göre bucak(nahiye)idi. Yerel yönetim olarak belediyelikti. Ama bir de genel idare içinde İçişleri Bakanlığının atadığı Bucak(nahiye)müdürü vardı. Orada nüfus memuru(müdür değil) falan vardı. Kaymakamlık benzeri bir idari yapı işte.
Tabii Ortaklar’ın da nahiye müdürleri vardı. Buradan lafı nahiye müdürünün kızlarına getireceğim. Bizim aklımızın ermeğe başladığında da bir nahiye müdürü vardı. Bizim mahallede otururdu. O nahiye müdürünün de üç güzel kızı var,hala görüştüğümüz. Büyük ikisi biz akrandı. En büyüğüyle de İlköğretmen Okulun’da sınıf arkadaşı olduk.
Orta bir miydik, iki ya da üç müydük? Kızların büyüğü Ayla, bizi yaşgününe davet etti. Doğum günü dese yine bir anlam çıkaracağız da, yaşgünü neydi? Sorduk, soruşturduk büyüklere, bu yaşgünü ne ola ki? Kimisi de bizim gibi ”yaş” sözcüğüne takılıp sulu şakalar yaptı. Kimisi yalan yanlış bilgiler verdi. Neticede yaşgününün doğulan tarih olduğu, her yıl aynı gün kutlandığını öğrendik. Ne olacak gitmeyelim, en iyisi, bilmediğimiz davete kararını verdik. Ama yaş gününü de görmek, öğrenmek arzusu GİT, GİT diyordu.
Bir büyüğümüz de düğüne gider gibi gidin dedi. Oysa biz düğünlerin davetsiz misafirleriydik, herkesin birbirini tanıdığı bucağımızda. ”Nerde çalgı, orda galgı.”Davul-zurna sesini duyduk mu yalınayak-başı kabak bayrak asmadan, keşkek dövmeye baş köşe de olmasa da bir köşede yerimizi alırdık. Koskoca nahiye müdürünün evine, hem de kızının davetine nasıl giderdik, düğüne gider gibi. Ama şunu anladık düğüne gidenler hediyesiyle giderdi. Biz ne hediye almalıydık. Çanak, tabak olmazdı, düğün okuntusu gibi.
Büyüğün biri bizimle kafa buluyor olmalı. Bakın çocuklar ben bu işi bilirim, yaş gününe yaş sebze götürülür, dedi. Kış olmalıydı. Evet kışmış.(Ayla’nın Facebook sayfasından baktım 12. Aralık.) Bir pırasa alın güzelce jelatinle sarın. İşte hediye oldu, dedi. Biz
hangimiz lahana alalım, hangimiz pırasa alalım derken, ben ”örtmenimiz” en iyi hediye kitaptır, derdi. Gelin kitap götürelim, dedim. Dedim de o zamana göre bir çok ilçeden fazla nüfusu olsa da koca öğretmen okulu olsa da kitap satılan yer yok, Ortaklar’da. Okul parasız yatılı. Bütün kitaplar Milli Eğitim Basımevi’nden geliyor.Öğrencilere okuldan parasız veriliyor. Türkçe-Edebiyat öğretmenlerinin önderliğinde okulda kurulan bir kitap kooperatifimiz var. Daha çok Varlık yayınlarının kitapları satılıyor. O zaman Varlık cep kitapları bir lira. Kooperatiften seksen kuruşa alıyoruz. Oradan aldığım kitaplardan birini paketledim, gittik.
İyi ki öyle yapmışız. Nahiye müdürünün kızlarına, oğlan arkadaşlar neyse de kız arkadaşlara rezil olacaktık. Vardık, gittik. Kızlar, kızlar.. Masa donatılmış….İçecek olarak gazoz, ev yapımı limonata, pastalar, kekler…Biz o zaman pasta da bilmezdik, kek de… .Anamız kurabiye yapardı.( Kıyma makinesinin ağzında bulunan bir parçayla ya da çay bardağıyla şekil verdiği, saç örgüsü yaptığı kurabiyeler yapardı…) O zaman o kahverengi içecekler de bilinmezdi. ”Keklere de buyurun, pastanın mumunu söndürelim” deyince keki, pastayı öğrendik. Masa donatılmış, donatılmış da avcumun terinden ne gazoz şişesi tutabildim. Ne de pasta, kek yiyebildim, doğru dürüst. Sınıf, okul dışında kızlarla yan yana olmak ne zor bir şeymiş. Kızlar dans mans edelim dediler, elimiz ayağımıza iyice dolaştı. Kızlarla ilk yakınlaşma mı, yaşgünü mü?….Üff ki üf, üffff….Soracağım Ayla’ya sanırım, hiç hatırlamaz o günü. Pırasa, lahana götürseydik ama, ömrünün sonuna kadar unutmazdı…..
Derken çoluk, çocuğa kavuştuk. Hanımın hatırlamadığımız yaşgünü tarihlerinin faturalarıyla çocuklar geldikten sonra yapılan yaşgünü kutlamaları yaşgününü iyice öğretti, bana….
Benim yaşgünü partilerim; benim doğum günümde 19.Şubatta doğan torunum DENİZ ŞENER TEK’in bakım sorumluluğu nedeniyle ondört yıl üstüste gittiğimiz, Amerika’da yapılan ortak yaşgünü partileriyle -atmışından sonra- başladı. Oğlan büyüdükçe onun partisinden sonra yapılan ek partilerle devam etti, diyebilirim.
Bu yılsa en görkemlisi, en akılda kalanı Meksika Körfezi’nde Bahama ve Karaip adalarına yapılan gemi turuyla taçlandı. Dedik ya, balık yabancı sularda yüzmeye başladı. Bu yüzme (gemi turu) başka bir yazı konusu. Belki haftaya…. Türkan mı ne oldu. O, yine başka yazıya kaldı.
01.03.2017
DİĞER YAZILAR